İzmir’de Bir Kahve, Birkaç Dost ve “Tasavvufta Işık Ne Anlama Gelir?” Sorusu
İzmir’de yaşamak bazı günler ciddi anlamda “hayatın hafif modu” gibi. Güneş fazla düşünmüyor, insanlar fazla kasmıyor, ben de çoğu zaman “bugün hayatta kalma görevini başarıyla tamamladım” hissiyle dolaşıyorum.
Ama bir yandan da… kafamın içi hiç susmuyor.
25 yaşındayım. Arkadaş ortamında sürekli espri yapan, ortamı güldüren ama eve gidince tavana bakıp “ben bugün ne söyledim ya” diye 2 saat analiz yapan biriyim. İşte böyle bir günün ortasında, kahve masasında biri bana o meşhur soruyu attı:
“Abi Tasavvufta ışık ne anlama gelir?”
Ben mi? Tabii ki ilk refleksim:
“Light mode mu dark mode mu?”
Kimse gülmedi. Çünkü arkadaşlarım artık bu reflekslerime alışmış durumda. Ama içimde bir şey tık diye durdu.
Kahve Masasında Başlayan Manevi Çöküş (ve Biraz da Latte)
Mekan Alsancak’ta küçük bir kahveci. Masada 4 kişi varız. Herkes hayatı çözdüğünü iddia ediyor ama çayın şekerini bile çözemeyen tipleriz aslında.
Arkadaşım soruyu tekrar etti:
— “Ciddi soruyorum ya, Tasavvufta ışık ne anlama gelir?”
Ben hemen geri sarıyorum:
— “Kanka ışık önemli bir şeydir. Mesela lambayı açarsın, karanlık gider… Teknik olarak doğru yani.”
Ama iç sesim bağırıyor:
“Sen ne anlatıyorsun ya, bu Newton değil.”
Tam o sırada biri ekliyor:
— “Nur falan değil mi ya?”
İşte o an… içimde bir şeyler açıldı. Ama romantik bir açılma değil, daha çok “Wi-Fi çekti mi?” hissi gibi.
Çünkü ilk kez ciddi ciddi düşündüm:
Tasavvufta ışık ne anlama gelir?
İç Sesimle Tartışmalarım Başlıyor
İç sesimle aram bazen iyi bazen problemli.
İç ses:
— “Işık hakikatin simgesidir.”
Ben:
— “Kanka ben daha sabah kahveyi bile hakikat gibi içmedim.”
İç ses:
— “Kalbin aydınlanmasıdır.”
Ben:
— “Kalbim en son 3 gün önce markette ‘poşet ister misiniz’ sorusuna aydınlandı zaten.”
Ama işin garip tarafı şu: Ne kadar şaka yaparsam yapayım, bu konu içimde bir ciddiyet taşıyor.
Çünkü Tasavvufta ışık ne anlama gelir sorusu sadece bilgi sorusu değil, biraz da insanın kendine bakma sorusu.
Ve ben kendime bakınca genelde şöyle diyorum:
“Evet… biraz dağınık bir insan görüyorum.”
İzmir Sokaklarında Manevi Aydınlanma Denemeleri
Bir gün Kordon’da yürürken “ben artık daha derin düşüneceğim” diye kendime söz verdim.
Tabii bu sözün ömrü yaklaşık 12 dakika sürdü.
Çünkü 13. dakikada martılar saldırdı.
Ama o kısa sürede bile aklımda aynı soru vardı:
Tasavvufta ışık ne anlama gelir?
Bir bankta oturdum. Yanımda simit, karşıda deniz, içimde ise sürekli konuşan bir “fazla düşünen versiyonum”.
O versiyon dedi ki:
— “Işık, insanın içindeki hakikati görmesidir.”
Ben cevap verdim:
— “Tamam da ben içimde genelde ‘acaba mesaj attı mı?’ görüyorum.”
Kendimle Felsefi Tartışma: 0-1 Ben
Bir arkadaşım yanıma geldi:
— “Ne düşünüyorsun?”
Dedim ki:
— “Tasavvufta ışık ne anlama gelir diye düşünüyorum.”
O da:
— “Sen mi?”
Bu cümledeki şüpheyi hâlâ unutamıyorum.
Ama haklıydı.
Ben genelde derin konuları düşünürken bile yanlış sandalye seçip oturacak kadar dağınık biriyim.
Ama yine de düşündüm.
Işık… Tasavvufta sadece fiziksel bir şey değil.
Bir metafor.
Bir uyanış.
Bir fark ediş.
Ama ben bunu fark edene kadar zaten simit bitmişti.
Işığın Tasavvuftaki Anlamı Üzerine Komik İç Yolculuk
Bir gün evde otururken ışığı kapattım. “Bir deneyeyim bakalım” dedim.
Tamamen karanlık.
Ve düşündüm:
“İşte tasavvuf bu mu? Netflix yok, Instagram yok, sadece ben ve bilinçaltım.”
Ama sonra telefon ışığını açtım. Ve bütün deney çöktü.
Yine de bu süreçte şunu fark ettim:
Tasavvufta ışık ne anlama gelir sorusu, sadece “bilgi” değil, “hissetme” meselesi.
Işık = Uyanmak mı? Yoksa Sabah Alarmı mı?
İç sesim yine devreye girdi:
— “Işık uyanıştır.”
Ben:
— “Sabah 07:00 alarmı da uyanış ama kimse tasavvufi bulmuyor.”
Ama sonra düşündüm.
Belki de mesele gerçekten uyanmak.
Ama sadece fiziksel değil.
Bir şeyi fark etmek.
Kendini görmek.
Hatalarını kabul etmek.
Ve en zor kısmı: kahveyle bile düzelmeyen içsel yorgunluğu fark etmek.
Arkadaş Grubunda Derinlik Denemesi (Başarısızlık Hikâyesi)
Bir akşam arkadaşlarla tekrar oturuyoruz.
Ben dedim ki:
— “Bence ışık, insanın içindeki farkındalık.”
Arkadaşım:
— “Sen bunu geçen hafta da dedin ama pizza siparişine karar veremedin.”
Sessizlik.
Haklıydı.
Ama yine de içimde bir şey büyüyordu.
Çünkü Tasavvufta ışık ne anlama gelir sorusu artık sadece konuşma konusu değil, küçük küçük zihinsel kapılar açıyordu.
Işığın Günlük Hayattaki Gizli Hali
İzmir’de gün batımı ayrı bir olay.
Güneş denize düşerken sanki dünya “bir dakika dur, güzel bir sahne var” diyor.
O anlarda fark ettim:
Işık sadece metafizik bir kavram değil.
Aynı zamanda hayatın içinde gizlenen küçük anlar.
Mesela:
Birinin gerçekten seni dinlemesi
Kahvenin tam istediğin gibi gelmesi
Metroda yer bulmak
Ya da “bugün kendime kızmayacağım” dediğin o nadir an
Bunların hepsi küçük ışık kırıntıları gibi.
İç Sesimle Barış Antlaşması
Bir gece iç sesimle konuştum:
— “Biz neden bu kadar karmaşığız?”
İç ses:
— “Çünkü insanız.”
Ben:
— “Bunu biraz daha basitleştirebilir miyiz?”
İç ses:
— “Hayır.”
Ama sonra bir şey oldu.
İçimdeki o sürekli eleştiren ses biraz sustu.
Ve ilk kez sadece izledim.
Düşünmeden.
Yargılamadan.
Sadece var olarak.
O an şunu hissettim:
Tasavvufta ışık ne anlama gelir sorusunun cevabı belki de tam olarak burada başlıyor.
Işık Bazen Ciddi Bir Şey Değil, Sadece Fark Etmektir
Hayatımın çoğu “çok düşünüp az yaşayan biri” olarak geçti.
Ama İzmir’in sokaklarında yürürken, arkadaşlarla saçma konuşmalar yaparken, kendi kendime espri üretirken şunu fark ettim:
Işık her zaman büyük bir anlamla gelmiyor.
Bazen sadece bir an.
Bazen sadece bir fark ediş.
Bazen “ben aslında biraz yorulmuşum” diyebilmek bile bir ışık.
Son Sahne: Balkon, Rüzgâr ve Sessiz Bir An
Gece balkona çıktım.
İzmir rüzgârı yüzüme vuruyor.
Şehir ışıkları uzakta titriyor.
Telefon elimde ama bakmıyorum.
Ve ilk kez içimde şu cümle netleşiyor:
Tasavvufta ışık ne anlama gelir?
Belki de cevap şudur:
Işık, insanın kendine dürüst olabildiği andır.
Ne fazla süslü.
Ne fazla mistik.
Sadece gerçek.
Ve ben o an, ilk kez kendi iç sesimle kavga etmeden durabiliyorum.
Bu bile yeterince aydınlık.